İSTEYENE İTİNAYLA HAYAL SATILIR: HAYAL SATICISI

Zehra İpşiroğlu’nun yazdığı, Berfin Zenderlioğlu’nun yönettiği ve Berna Laçin’in oynadığı Hayal Satıcısı, gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan, şiddete maruz kalmış Kadife’nin kendine yeni bir karakter yaratarak hayata tutunmaya çalışmasını anlatan bir oyun, bir kara mizah. Ocak 2020’de prömiyerini Kenter Tiyatrosu’nda yapan ve Asya Prodüksiyon yapımı olan oyunda yazar İpşiroğlu, eril yapılanmaya dikkat çekmek istiyor.

İSTEYENE İTİNAYLA HAYAL SATILIR: HAYAL SATICISI

İSTEYENE İTİNAYLA HAYAL SATILIR: HAYAL SATICISI

Aycan Gürlüyer

Zehra İpşiroğlu’nun yazdığı, Berfin Zenderlioğlu’nun yönettiği ve Berna Laçin’in oynadığı Hayal Satıcısı, gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan, şiddete maruz kalmış Kadife’nin kendine yeni bir karakter yaratarak hayata tutunmaya çalışmasını anlatan bir oyun, bir kara mizah. Ocak 2020’de prömiyerini Kenter Tiyatrosu’nda yapan ve Asya Prodüksiyon yapımı olan oyunda yazar İpşiroğlu, eril yapılanmaya dikkat çekmek istiyor. Son yıllarda toplumsal cinsiyetçilik üzerine yapmış olduğu birçok çalışmada ataerkinin baş edilemez gücü altında ezilmiş bütün kadınlara ümit aşılamaya, ilham olacak karakterler aracılığıyla kadınların yol göstericisi olmaya baş koymuş bir akademisyen, yazar, eleştirmen ve dramaturg. Türkiye’de kadınların yaşadığı sorunları oyunlarında, romanlarında, eleştiri yazılarında veya röportajlarında deşmesi, eril şiddetin kadınlar üzerinde bıraktığı travmaları göstermeye çalışması, kendisinin de tıpkı baskı altındaki kadınlar gibi bir mücadele verdiğini gösteriyor. Kadınların çıkmaz içindeyken ayağa kalkması için çözüm yolları üretmeye çalışıp ümit vermek istiyor. Peki, yarattığı karakter seyirciye/okura nasıl ümit veriyor? 

Hayal Satıcısı oyunu bir fal kahvesinde geçmektedir. Serpil ellili yaşlarında bir falcıdır. Serpil Abla’nın Fal Kahvesi diye öve öve bitiremediği mekânı, hayallerine kavuşmak isteyen kadınlarla dolup taşmaktadır. Serpil, kadınlar ne duymak istiyorsa onu söylemekte, ağzı iyi laf yaptığı için herkesi memnun etmekte ve her gün yüksek miktarda paralar kazanmaktadır. Oyun başladığında sahneye nefes nefese girer, polis baskını sesleri duyulur. Anlaşıldığı kadarıyla birisi kocası Nuri’yi ihbar etmiştir. Oğlu Kahraman Serpil’i sık sık telefonla arar ve bilgi verir. Serpil, geçmişte Kadife adlı bir kadın olduğunu, hem babasından hem de kocası Nuri’den çok dayak yediğini, ardından fal işlerine başladığını ve kendine yeni bir karakter yarattığını anlatır: Hayal Satıcısı Falcı Serpil. Oyun pasif bir kadının cevval bir kadına nasıl dönüştüğünü anlatırken, ataerkil söylemleri kadınlardan daha fazla para koparmak için maşa olarak kullanan Serpil’in bir kısırdöngüye girişini de gösteriyor. 

Zehra İpşiroğlu, 2016 yılında yayınlanan Haneye Tecavüz adlı belgesel romanında ilk anlattığı hikayede yer alan Serpil (Kadife) adlı karakterden yola çıkarak tek kişilik bir oyun yazmaya karar vermiş. Kadife’nin Serpil’e dönüşmesi, gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanmış. Toplumsal cinsiyetçilik üzerine yapılan çalışmaların birinde röportaj yapılan falcı Serpil, hem romana hem de bu oyuna başkarakter olmuş. Kocalarına yaranmak isteyen kadınlarla dalga geçmek isteyen İpşiroğlu da Serpil karakteri üzerinden hem ataerkil ve kapitalist söylemleri eleştirmiş, hem de bir anti-kahraman yaratarak bizi düşünmeye sevk etmeye çalışmış, tıpkı Cesaret Ana (Bertolt Brecht) oyunundaki gibi. 

“KADİFE’NİN BİTTİĞİ YERDE SERPİL, SERPİL’İN BİTTİĞİ YERDE KADİFE BAŞLIYOR!”

Serpil, geçmişteki adıyla Kadife, fal bakmayı hayata tutunma olarak gören, fakat masumca hareket etmeyen, kadınları aşağılayan, onları aptal olmakla suçlayan, sürekli para koparma peşinde olan ve diğer falcılara da pek benzemeyen bir karakter. Kadınların dayak yemesini eleştirirken, içten içe de sevinmektedir çünkü “ne kadar dayak, o kadar kazanç”tır. Kadife, onun en zayıf yönlerini temsil eder çünkü kocasına kölelik yapmış kadındır. Serpil ise Kadife’yi öldürmüş ve kendini onun küllerinden yaratmıştır fakat oyunda Serpil’in Kadife’den kurtulduğunu söyleyemeyiz. Her an aklında o ve geçmişte yaşadıkları vardır. Kendini bir haklı gösterir bir de pişman. Genel anlamda Serpil karakteriyle özdeşleşemiyor, kocasını kendisinin ihbar etmiş olduğunu öğrendiğimizde de aslında bu hiç sevinemiyoruz. Bulduğu çözümler kendisi için iyi olsa da seyirciler için aynı şeyi söyleyebilmek pek mümkün değil. Ve kadınlara sunduğu çözüm yolları, ataerkinin kendini temize çıkarmaya çalışması kadar inandırıcılıktan uzak. Kadınlara çözüm yolları önermesi, onları aşağılama üzerinden yapılıyor, destek olarak değil. Ve klişelerden hiçbir şekilde uzaklaşamayacağımıza dair birçok gönderme de var. 

SAHNELEME 

Berfin Zenderlioğlu, oyun ritminin düşmemesi için elinden geleni yapmış. Oyundaki motiflere ( aptallık/akıllılık, hayal kurma, hayal satma, kadınlık halleri vs.) vurgu yapması güzel olmuş, oyuncu odaklı çalışması da. Metindeki güncellemeler yerindeydi. Berna Laçin’in yüksek enerjili performansı seyircinin dikkatini hep ayakta tuttu ama oyunda çok önemli bir şey unutulmuş gibiydi: samimiyet. Serpil’in edası, saçıyla (peruğuyla) durmadan oynayışı, o ayakkabılar üzerinde rahatça hareket edemeyişi, üzerindeki tulum, seyirciye soru sorup sorunun cevabını hiç beklemeden yorum yapması, göz temasını çok kısa tutuşu ve yer yer “kendine” oynayışı seyirci ile olan bağını bence zedelemiş. Zaten seyirci karakterle özdeşleşememişken, biraz daha tuğla örmenin anlamı nedir? Keşke Berna Laçin “olduğu gibi” oynasaydı. O zaman çok daha samimi bir hava yaratılırdı. “Sosyetik Falcı” olması onu yapaylaştırmaz, bilakis inandırıcılığı yüksek bir kadın ki o kadar müşteri gidiyor. Aynı şey seyirciye de aktarılsa ve seyirciyle diyaloglara veya soru/cevaba daha fazla yer verilse tam da yazarın/seyircinin istediği gibi bir etki bırakacaktır diye tahmin ediyorum. Ayrıca özellikle ilk giriş sahnesindeki o “heyecan”, aşırı abartılmış nefes nefese kalma durumu daha gerçekçi olursa, bence oyun seyirciyi daha iyi sarmalar. Serkan Kavurt’un dekor tasarımı çok etkileyiciydi. O tütsüler, mumlar, tüller ve ışıklar çok iyi ayarlanmıştı. Oyunda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. 

Hayal Satıcısı, kadına şiddetin gündemden düşmediği ülkemizde eril tahakkümden sağ çıkmayı başarmış (ya da başaramamış) Serpil’in Kadife’yi içine gömüp yoluna devam etmeye çalışmasını anlatan grotesk bir oyun. Elbette oyundan sonra herkese yanıtlaması gereken en önemli iki soru düşüyor: 1. Sen olsan ne yapardın? 2. Aman vermez Serpil “doğru”larla böylesine var olabilir miydi?